3 Ağustos 2009 Pazartesi

Mutluluk-Mutsuzluk ve Zaman üzerine

“Mutluluk, sevdiğinle zamanı unutmaktır” demişti üstad Çetin ALTAN bir söyleşimizde ve hemen not etmiştim heyecanla. İlginç bir tanımlamaydı. Zamanı unutmak, mutluluğun bir diğer adı oluyordu demek. Bu tanımdan kalkıldığında mutsuzluk da, doğal olarak zamanı hiç akıldan çıkarmamak anlamına geliyordu .

Mutluluk, mutsuzluk ve zaman arasındaki ilişkinin ne olduğunu düşünürken, zamanla ilgili söylenen deyimleri yokladım zihnimde. Sıkıntılı, acılı, mutsuz anlarımızda zamanın bir türlü geçmediği ya da yavaş geçtiğini ifade eden :” zamanı iple çekmek”, “zaman geçmek bilmiyor” gibi deyimleri anımsadım ilkin. Oysa mutlu olduğumuz anlarda zamanın nasıl akıp geçtiğini bilmeyiz bile. ”Zaman su gibi akıp gider” ve biz mutluluğumuzdan farkına varamayız zamanın.

Zaman biz miyiz? Zamanın kendine göre bizim dışımızda normal bir işleyişi yok mudur? Yoksa zaman da mı yoktur? Zaman varsa, işleyişi nasıldır? Daha bir sürü sorular geliyor insanın aklına. Ama eğer zaman bizim mutlu ya da mutsuz olduğumuza göre değişiyorsa ve de mutlu olduğumuzda hiç farkına bile varamadan yokmuşcasına geçip gidiyorsa; mutsuz olduğumuzda ise geçmek bilmiyor ve neredeyse durmuşcasına hiç geçmiyorsa, şöyle düşünmeden kendimi alamıyorum: Ne kadar mutlu olmalıyız ki, zamanı hiç duymayalım ve zaman diye bir şey olmasın; ve ne kadar mutsuz olmalıyız ki zaman hiç geçmesin ,dursun, işlemesin ve zaman diye bir şey olmasın?

Ya zamanın bizim dışımızda bir işleyişi varsa ve bizim bu mutlu-mutsuz durumlarımızdan haberi olmadan kendine göre geçip gidiyorsa ve hızını hiç değiştirmeden hep aynı tempoda kendi işini yapıyorsa, bizim bütün bu hallerimizi zamana yüklemek ne derece doğrudur? Üstelik de, zamanın çok çabuk ilerlemesini istemek, mutluluğu bununla ifade etmek, ölüm denen olgunun da bir an önce gelmesini arzulamak gibi bir çelişkiyi beraberinde getirmiyor mu? Öyle ya, zaman ne kadar çabuk uçup giderse, ölüme de o kadar hızla yaklaşmış olmaz mıyız? Zamanın hiç geçmek bilmediği o sıkıntılı, mutsuz durumlarımızda ise, zaman çok yavaş geçtiğinden, daha çok yaşamış ve ölümü de bir o kadar geciktirmiş olmuyor muyuz?

Durum böyle olunca, zaman geçsin diye oyunlar oynamak, kahvehanelerde kumar oynayarak “zaman öldürmek”, içki içerek “zamanı unutmak” gibi zamanın içini ıvır zıvır şeylerle doldurarak ve zamanın farkında olmamaya çalışarak yaşamak , hiç arzulamasalar da, bir an önce ölüm olgusuyla karşılaşmayı arzulamak gibi bir şey oluyor.Ve geriye bakıldığında koskoca bir hiç görmenin pişmanlığını yaşamak da cabası.

Madem ki “mutluluk, sevdiğinle zamanı unutmaktır”, o zaman bu “sevilen” in kim ve ne olduğunu iyice yerine oturtmak ve sağlıklı bir seçim yapmak zorunluluğu ortaya çıkıyor. Zamanı unutalım unutmayalım; farkında olalım olmayalım; mutlu olduğumuzda akıp gitsin, mutsuz olduğumuzda geçmek bilmesin; eninde sonunda bir ölüm olgusuyla karşılaştığımıza göre, zamanın bizi getirip koyduğu bu ölüm kapısının önündeki duygularımız, değerlendirmelerimiz önem kazanıyor. O, bize zamanı unutturan “sevdiğimiz ”, ölümden sonra sonsuzluğun kapısını açacak, bize sonsuzun yolunda ışık verecek, sonsuz varoluşumuzu mu sağlayacak yoksa ölümün kapısında bizi terk ederek,” benden bu kadar, artık ne halin varsa gör!” diyerek bizi ölümle birlikte yokoluşa mı sürükleyecekdir? Çünkü herkes bir şekilde zamanı geçirerek bu sona gelmiştir. Kimi yemeyi-içmeyi, çalmayı-çırpmayı, yan gelip yatmayı, hep kendine kendine yontmayı “sevmiştir” ve “bu sevdiğiyle zamanı unutarak mutlu olmuştur”; kimi de çalışarak okuyarak, yazarak, bilgi edinerek ve bu bilgisini insanlığın hizmetine sunarak, üreterek, paylaşarak, sadece kendini değil “ötekileri de düşünmeyi sevmiş” ve “bu sevdiğiyle zamanı unutarak mutlu olmuştur.”

Madem ki “mutluluk, sevdiğinle zamanı unutmaktır”, o halde bu sevdiğimizin bizi sonsuz varoluşa mı yoksa ölümle birlikte yokoluşa mı götüreceği sorusunu aklımızdan çıkarmadan özgürce tercih yapmak hakkımızı kullanmak durumdayız. Zaten insanın önündeki bu tercih etme özgürlüğüdür onu insan yapan ve gerektiğinde melekten üstün yapan. Çünkü meleklerin kötüyü seçme şansları yoktur.

Coşkun KARABULUT

0 şefkat notu: